13 Mayıs 2012 Pazar

Suzi ve Ben

Göğsünde uyumaya hazırlanırken ve O çoktan uyumuşken, duyduğum kalp atışının benimkinden önce durmasından korkarak uyumaya çalışmak çok zor. Bazen "Acaba ben O'nu ayak bağı gibi mi düşünüyorum.. hani bağlaması çok zordur ama o derecede de kolay dolanır ayağınıza.." diye diye kendi kendimi sorgulayıp -bazen de fazlaca haksızca- eleştirdiğim zamanlarda "ben " olmak çok zordur. Ne zaman ki kendimi hayatın akışına bırakmaya hazırım ve hiç düşünmeden o akıntıda sürükleneceğim desem, karşımda olmasa da zihnimdeki O'nun yüzüne bakmak.. daha da zordur. Doğurmak bunlardan daha zor değildi ama çok da zor doğurmuştum. Şimdi en başa dönüyorum. Kalbini dinlemek O'nun en zoru. Bedeninden çıkan "insana" sorumluluk duyuyor doğuran. Bedenin yaşadıkça, diğer sen gibi gördüğün-öyle görmemek lazım tamam ama-bedeninden çıkan canlı-kanlı-etli-kemikli sevdiğin "insanın" da yaşamasını istiyorsun. Sanırım "evlat acısı" denilen de bundan dolayı en zoru kaybetmeler arasında. Bunu yaşamamak için anne olunmamalı. Olunacaksa da bu harika bir şey değil, en baştan bilinmeli. Yaşamanın acısına acı katmak birini doğurmak. "Buna rağmenlerle" devam etmeyeceğim... Sevmekten "zaten" bahsettim şunca satırdır.

2 yorum:

acıdan_geçtim_güzelleştim dedi ki...

annemin anneliğin zorluğuyla ilgili özlü sözleri vardır, burda yazmayayım şimdi ama hak vermemek elde değil sanırım. anne ya da baba bi sorumluluk alıyor, zor bir sorumluluk. herkesin harcı değil altından kalkmak, en azından benim değil.

Karōshi dedi ki...

Sanırım girmek istediğimiz her rol için uzun düşünmeliyiz. Bu rol bana ne kadar uyacak; üzerimde nasıl duracak diye. Bir de mükemmel olmak zorunda değiliz.. bunu da unutmamalı sanırım:)