30 Aralık 2012 Pazar

Bu ya da başka sebepten.. HOP.

"Zaman geçti üzerimizden, ezildik". Böyle bir cümleyi birkaç yıl önce hatta geçen yıl dahi kurabilirdim.Hani zaman geçti üzerinden derken, efkarlanırdık ya, hani hem "Ben artık aştım" hem de "Ahhhh ahhh" demeye çalışıp diyememekle, çok içli hisseden bir insan olduğumuzun altını çizmek isterdik ya... Ona benzer bir ruh halini, daha farklı yaşadığımı-ki hep farklı olmak isterdik eskiden- kendimden çok başkalarına anlatmaya yeltendiğimde kesinlikle en baştaki gibi bir cümle kurardım. Şimdi de kurdum ama kurduğum anda da güldüm. "Merhaba, seni eski Karoshi seni... "dedim. "Arada bir zıplayıp benim orta yerime, deniyorsun şansını. Ama ben kanmıyorum bendeki sana. Seni hala seviyorum oysa. İyi ki vardın ve hep var ol. Ve hep zıpla orta yerimde. Hop hop et ki kalbimin varlığını hissedeyim. Sigaranın, gümbür gümbür "Ben burdayım, sen benle olduğun sürece, böyle atacak kalbin!!!" deyişini, senin hop hopların bastırsın, yeter ki. Gümbürdeyen kalp, aşk sonrasını, hop hop eden kalpse aşk içindekini anlatsın... Hop hop etsin kalp, söz başka söylendikçe. Yalansa da, sözün sahibi dahi yalan olduğunu bilmiyordur zaten sözü ederken. Zaman da geçsin üzerimizden, ezilelim de. Yamyassı olalım hatta ama "kurulmuş" saat gibi atmasın kalbimiz.


BİTERDİ PLAK. DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİRİ USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?
 ...sözleriyle (M. Mungan'ın sözleriyle) bakmıştım bu kalbe ama resmin altında "kalp hastalığı-sigorta" yazıyor. Hayata, yanlış mı "bakıyorum"? Bakmasam mı ki..  Çay koyan bendim ama (!)
P.S. Tüm gün çalıştım. Cumartesindeyim hala. Cumartesi 13 ve Pazar 01 arası benim için hala Cuma ertesi. Uyumadıkça bu böyle. Ne dediysem de bu sebepten. 

23 Aralık 2012 Pazar

Tanımakta zorlandığımız yüzlerden, tanımak istemediğimiz yüzlere ulaştık. Zorlansak da bir şeyi istiyorduk. Şimdi istemiyoruz.  En yakın arkadaşımız battaniye oldu. Battaniyeyi çok anar olduk. Kafamıza çekip onu, zorlandığımız her şeyden ve herkesten, istemediğimiz her şeyden ve herkesten- hem de sıcacık şekilde- saklanır olduk. Öyle olması lazımmış "biz gibiler" için. Saklanmazsak, bizim gibiler çok kolay bulunurmuş.  Vurulurmuş. Bunu anladık ve saklandık. Vurulmasak gene de bari..

21 Aralık 2012 Cuma

Patlamış mısır kokusu..

Patlamış mısır kokuyor şu an evimiz. Yukarı çıktığımda annemin öksürüğünü duydum. "N'apıyosunuz siz bakalım orda," diye bağırdım. Bizim evde herkes yüksek sesle konuşur-sülalede de. Annem, "Gel, gel sen de gel, "dedi. Açtım kapılarını. Annemle babam, aynı battaniyenin altında, sırtlarını duvara vermiş, televizyon izliyordu. "Yaramazlık yapmıyorsunuz umarım," dedim. Annem, "Canım çok sıkılıyor, kendimi nereye vuracağımı bilmiyorum, hareket ediyorum sürekli, "diye güldü.  Babam, gözlüklerinin altında ışıldayan gözleriyle anneme takıldı: "Deli kadın!!" Kapadım kapılarını, odama kapandım. Yüzümde bugünün güzel gülümsemesi.. Bu anları daha önce de yaşamıştık.. neredeyse aynı sözcüklerle yazmıştım da. Sevineyim ki tekrarı olmuş yaşadıklarımızın ... güzelliğin.
Bugün, annem, babam, Suzi ve ben epey güzel eğlendik. Annemle Suzi "yakalamaç" bile oynadı. "Öpücem öpücem dedim sana.." amaçlı kovalamaca:) Babama kukuleta (yılbaşı kukuletası- hiç kullanmadığım bir sözcüktü kukuleta, umarım doğru yazdım:)) taktık-ki babam bunu kendi başına yapacak en son insandır. Suzi doğduğundan beri çok değişti babam. Kendi yapmasa da, bizim O'na yaptıklarımıza en azından eşlik edecek denli "canlandı".  Ciddi duruşunu kaybettirdik babama da:) Romantik bir adam bile oldu, diyebilirim. "Anamı hiç görmemiş olmak, bana yarım bir hayat gibi geliyor," bile dedi bugün. Yetmişine dayanmış bir adam, anasını özleyen, küçük bir oğlan çocuğu idi bugün. 
Şömine tüm gün yandı. Bazen ben alevlendirdim, bazen annem bazen de Suzi. Babam çatı katında biriktirdiğimiz eski eşyaları kırmaktan yoruluyor mu bilmem ama bu yıl "aslında zorunda olduğumuz" için yaşadığımız şömine akşamları, bize keyif veriyor. Onca sorunun ortasında, çıtırdayan eski eşya parçacıkları.. nefes aldırıyor. Alev alan eski eşyalar, her zaman hüzün geçirmez demek ki ruhlarımıza..
Resim de çektik: "Babam ve annem, başlarında kukuletalarla alevlerin önünde-minderde- kıkırdarken resimleri." Annem, babamın bu hallerine çok güldü. Ben de annemin gülen haline. 
Anasını özleyen küçük oğlan çocuğu şöminenin üstünde duran "o fotoğrafa" bakıyordu belki de ben ve annem gülerken. Yirmi yedi yaşında gitmiş anasına.
Patlamış mısır kokusu, bizim kokumuz bu akşam. Birazı yanmış.
Ve Suzi ve ben:) resimce anlatımımız..

Başka Bir Şey

Beklemediğim gibi yaşadım günü. Kar yağacak dediler, yağdı. İkinci "sabah kahvemi ve sigaramı" içerken, somurtmuyordum da. Kar taneleri-rahatsan- içine illa huzura benzer şeyler yağdırır. Öyleydim; köşede-aynı köşede- durmuştum. İlk sabah kahvemi ve sigaramı içerken, yalnızca hafif hafif dökülüyordu kar. İkincilere geçtiğimde, bahçedeki tahta masaların üstü bembeyazdı. Kaç santimdi ama bilemem, hep öyle anlatılır ya. Metrelerle bir de.. Ama ben bilmem, sayılardan da anlamam ki. Bembeyazdı bana göre.. böyle anlatabilirim "bembeyaz".  Demek ki çoğalmıştı yağmalar ve yere düşüşler.. Yağdı kar; düştü kar. Ben gülümsedim.
Üç öğrenci, "coşmuşlar",  tahta masaların üstündeki karı alıp birbirlerine attılar. Adına bildik, kartopu dediler:)  Kartopunun biri, erkeklerden birinin kafasına geldi. Diğeri, "diğer" erkeğe. Üçüncü de, "pek kıyamadılar" diye kızın kafasını, "istenir" şekilde sıyırdı geçti. Kız, "N'apayım, Adana'da kar mı görüyorum ben??!!!!" dedi. "Bu benim kaçıncı karım ki?" dedi.  Gene gülümsedim, ikinciydi bu da. Gülümsemedim, güldüm:):) Onlar da bana baktılar ve güldüler.  Ben başka şeye, onlar başka şeye güldü-çok büyük ihtimal- ama önemli olan, "gülümsemeden", "gülüşe" geçişti.  Bana da bir "kartopu" lazım mıydı? Lazımdı. Bana atan olsa, daha da çok GÜLERDİM::):) Beklemediğim gibi, "gene" gülerim, hem güldüm de. İkinci ya da üçüncü kez. Sayılardan anlamam ama gülüşleri tanırım ve severim. Kartopları, bunun nedeni.. desem de değil -ki. Başka bir şey. Huzura benzer bir şeyler yağdı. Ben de gülümsedim, sonra da güldüm. Bir de resim çizdim ama yarım.. kaldı. Yazmadan önce başladım, ama zamanı tutturamadım. Ayrı kaldılar zamanda, "yazdığım" ve "çizdiğim". Ayrı kalmaları gerekiyormuş ki öyle oldular.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Çok rahat bir koltuğum var, serildim..Uyudum, uyuyacağım. Çok hassas bir düşünce geldiğinde de yaz günlerini anımsıyorum: Ellerimin biriyle- ki hepimizde iki tane var biliyorsunuz-, "hışttt kıştt" diyorum. Sinek kovalar gibi geçsin-hep- bu hayat. Biri tökezlemişse de diğeri ile-elllerimizin- kovalayalım onu, "hıştt, kıştt" diyelim.  Köpecikler gibi kovalansın hayat.

14 Aralık 2012 Cuma

Uzun...

    Kızgınlığın çocuksu ateşi söndü; üzüntü güncelliğini yitirdi. Kafamın içi bomboş. Bu hafta bedenimde dolanıp duran enerji sanırım kafamdaki her şeyi yutuverdi. İyi bir şey bu.
    Bu akşam Beyoğlu'nda klasik cuma buluşması var. Biri bana ısrar etse de-ama çok ısrar etmesi lazım- ben de gitsem Leman'a. Derslerin bitimine yalnızca 1, 5 saat kaldı. Karar vermesem ben, biri ısrar etse.. Bugün çok soğuk yedim; boğazım ağrıyor, ben gelmeyeyim, diyemesem. Israr işte o kadar güçlü olsa. Yarın annem eve dönüyor, sabah evde uyanmam lazım, diyemesem. Israr işte o kadar güçlü olsa. Ya da şu içimde -hala- patlamamış olan enerji, deliliğe dönüşse, ben kendim karar versem gitmeye. Sorun gitmek değil aslında, gidince uzun kalmak istemek. Erken kalkmak zorunda olduğum zamanlarda, gidesim olmuyor hiçbir yere. Uzun konuşmayacaksak konuşmayalım gibi.. bir his bu.
 
Israr etsin biri, güçlü güçlü. İkna etsin beni. Uzun konuşacağız, gel desin..

9 Aralık 2012 Pazar

Aslında ortada bir şey yok ama şöyle diyeyim: Birkaç yazı teşebbüsü, bir bardak-bazen dolu bazen boş- ve hep aynı kitap, değişen sayfaları.Açılmış kapanmış bazen anlanmış bazen de anlamaya çalışılmış.Hatta anlamaya gerek yok hissinin "hakim" olduğu nefes al, nefes ver modunda gidip gelmiş olan- arada kalmışlık. "Yine kendi kendime sormadan duramadım," diyen tanıdık ses..O tanıdık sese hem yabancı olup, hem de selam verme.. dürtüsüne doğuştan sahip olma hali. Selam vermeyi önemseme ya da. Bir de çok sevilen, sevdiğim uyku. O da başka hali yaşamanın. Günde altı saat ölsem, uyudum sayıyorum kendimi. Günde altı saat uyusam, öldüm sanıyorum kendimi mi desem ki? Ölüm gibi olsa uyku, uyku da ölüm gibi olsa. Her şey birbirine karışsa, Karışandan da bir anlam doğsa. Uyku olsa adı ya da ölüm. Uyuduk ya da öldük desek.Ama illa ki bir şey diyebilsek. Ortasında kalmasak. Ya uyusak ya da ölsek. Net olsa uyku da ölmek de. Öyle olsa ki..en klişe ölüm-uyku benzetmelerine yönelmesek- yönümüzü kaybetmesek... Uyusak ya da ölsek. Ölsek ya da uyusak.

7 Aralık 2012 Cuma

Didaktik Papağan

Sınavın bitimine bir dakika kala, sınıftan çıktı A. "Hocam, 'yeminle' çok özledim sizi, " ilk sözü oldu.Ben de onları özlemiştim ama söylemedim bunu A.'ya. "Neden özledin?"diye sordum. İçimden de nedenler önemlidir, sorunun yanıtını veremiyorsan çok da "önemli" bir özlem yoktur diye geçirdim. (O an geçirmediysem de şimdi geçiriyorum "içimden" bunu, çok mu geç kaldım..geç kalır mı özlemler vs.. :P) önemseme..) A. günü olduğu gibi yaşıyordu: "Valla hocam, çok özledim," dedi. Neden vermedi. Şimdi de Demet söylüyor: "Özlemek neydi?" diye... sorguluyor da: "Niye bizi kül ettin?" Boşverelim, önemsemeyelim. A.'ya dönelim. A.'dan sonra sınıftan K. çıktı. "Hocam, kaldım ben ya, "dedi. "Sizi çok özledim," dedi K. de.
Bugün hazırladığım sınavın karşısında yıkılan çok öğrenci oldu.. Çok doğru hazırlanmış bir sınavdı. "Düşünün," dediğim bir sınavdı. Kalsalar da "düşünerek" kaldılar diye seviniyorum. Düşünerek kalmalarının yanı sıra özleniyor olduğuma da sevinirdim ama "neden" sunamadılar diye sevinemedim. Nedensiz sevmek de özlemek de olmaz malum. Bana malum. Boşlukları doldurmaktan ibaret değilse sınavlar, iyi sınavlardır. Sevmek ve özlemek de boşlukları doldurmakla eşdeğer olmamalı. Düşünerek sevmeli ve özlemeli. Yapamıyorsan da sevdim ve özledim dememelisin.*

*Didaktik papağan:)
* Yukarıda karşılığı olmayan bu yıldızın anlamı: "İnci de kapatıldı. Ne acı." "Ben bizi unutmam. Yolcuyuz hayatta, " bir de.